Ateşböceği – Barış Buka’lı bir Masalın İçinde Olmak

Keşke hayat “Ne dürüm döner, ne çeyrek ekmek kokoreç; bana oradan bir Barış Buka sarabilir misin kardeş?” diyebileceğimiz kadar mükemmel olsaydı.

Seçkin Özdemir’in fiziksel özelliklerinden bağımsız – gerçi Barış Buka’yı Barış Buka yapan önemli unsurlardan biri esas oğlanın yakışıklılığı, Barış Buka sen tüm hemcinslerimin rüyası olabilirsin.

 
   
 

A-bart-ma mı dediniz?  Yakışıklı, hali vakti yerinde, saygın bir mesleği var, karakteri düzgün, aile ilişkileri kuvvetli,  biliyoruz ki sevdi mi pek güzel seviyor… Ve – önemini vurgulamam için  ‘ve’ ile bağlamam gerekiyordu, bekar ^^

İlk bölümlerde söylediklerinde haklıydın Barış Buka, hem de yerden göğe kadar:

“Kadınlar masalları sever, büyülü karşılaşmaları, mucizevi işaretleri, mutlu sonları düşlerler. Gel gör ki, biz erkekler masallara inanmayız, tıpkı ruh eşlerine falan inanmadığımız gibi. Ta ki gün gelip onları yaşayana kadar”

İşte ben de kendimi Barış Buka’lı bir masalın içinde bulmak istiyorum <3 <3 <3

ateşböceği barış buka seçkin özdemirAteşböceği’ni ilk bölümünden bu yana diziyi –  “Ateşböceği – Bir Yaz Gecesi Hikayesi” başlıklı ilk izlenim yazımdan bu dizi seyretmem gibi bir sonuç çıksa da –  çoğu zaman zamansızlıktan sadece kısa videolarından da olsa takip ediyorum. Bunun tek nedeni sizsiniz Barış Buka Bey.  Karakterinizin rengi hiç değişken olmadı. Sınırlarınız, korkularınız en baştan çizilmişti.  Tamam, hikayemiz sırlar ve tabii ki kısa zamanda kavuşamamak üzerine kurgulanmış olabilir ama bu Barış Buka’yı kendi doğrularından, hislerinden çokça uzaklaştırmadı, karakterinin üzerine anlamlandıramadığımız keskin çizgiler yerleştirmedi.

Barış Buka hep zarif bir beyefendi idi ilk bölümden bu yana… Ekranlardaki esas oğlanlar içinden bu özelliği ile sıyrılıverdi. Aslında bu durum yerli dizi için bir risk. Onlarca örnek verebilirim ki, sert, yüksek egolu, prensiplerinden taviz vermeyen, dediğim dedik erkekler üzerine kurgulanmış hikayeler çok daha prim yapıyor.

ateşböceği barış buka seçkin özdemirVarsın Aslı Barış Buka’nın hayatına bir fırtına gibi girip bütün yaşam felsefesini altüst etsin, Barış Buka’nın hayatına bembeyaz bir sayfa açıldı arabanın arka koltuğunun yarı aralık camından gördüğü o çıplak ayakla yapılan dans ile… Yaşanmışlıklar Barış’ın inandığı doğruları ile hareket etmesine neden olmuş olabilir ta ki yüreği bir patlamayla aydınlandığı ‘o an’ a kadar. O güne kadar öncelikleri hep farklıydı Barış Buka’nın. Sır, dedektiflik derken hayat hikayesine tam dokunamadık ama annesini erken yaşta kaybettiğini ve baba figüründen de henüz aydınlanmamış bir sebepten mahrum kaldığını biliyoruz. Hatası yok mu? Var. Kazayı istemeyerek de olsa örtbas etmesine kızmak pek mümkün olmuyor.  Aslı’ya ve Eğilmez ailesine karşı yaptığı bu yanlışa rağmen hayal kırıklığı var mı içimde, yok.   Teyzesi karşısında güçlü bir bent, yıkıp geçmek ne mümkün… Bir de Hakan faktörü var ki, insan istese de kızamıyor ki… Aile kavramı işte tam burada devreye giriyor.

Barış Buka çok güzel gülüyor, gülünce gözlerinin içi gülen adamlardan… Çok gülemiyor(du) o ayrı.  Artık daha çok gülecek!

Barış Buka duygularını sözlerinden çok gözlerine yansıtıyor: hüzün de oluyor, acı da… Artık hüzünlü bakmayacak o gözler!

Barış Buka Aslı’yı kendinden korumaya devam etmeye çalışırken en sonunda beklenen itiraf geldi: “Ne yaptıysam, ne yaşattıysam sana hepsi aşktan…”  Anladık ki, Aslı ’sız yaşamak Barış Buka’ya zulümlerin en kötüsü çünkü O,  o gece Aslı’nın etrafını ateşböcekleri sardığından beri aşık Aslı’ya,  ya da çimenlerde dans ettiğini gördüğü andan beri, belki de beyaz elbisesiyle gelip onu bulduğun andan beri… (kendi itirafından)

Hani “Her an sana yeniden aşık olmaktan başka bir şey yapmıyorum.”  dedi ya, işte AŞK dile gelince güzel…

Tam da bu noktada zamanı durdurabilir miyiz?

ateşböceği barış buka seçkin özdemir

 

 

 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid
PAYLAŞ
Facebooktwittergoogle_plusmailFacebooktwittergoogle_plusmail

İlgili diğer Yazılar

  • Gözde E.

    Ne güzel anlatmışsın Barış Buka’yı. Eline sağlık canım. Okuyunca anladım özlemişim kendisini, ekran karşısında eriyip bitmeyi 🙂