SEN ANLAT KARADENİZ – Biz Mazlumda Masumiyet Aramıyorduk ki…

Sen Anlat Karadeniz de neler oluyor? Daha doğrusu neler olmuyor, o-la-mı-yor? Sevgili  Kore ‘nin kaleminden… Keyifli okumalar ^^

 

 
   
 

Türk Dil Kurumuna göre,

“DESTAN” ‘Tarih öncesi tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan şiir’ ya da ‘Bir kahramanlık hikayesini veya bir olayı anlatan halk şiiridir’

“HİKAYE” ise ‘Bir olayın sözlü veya yazılı olarak anlatılması’ demekmiş.

 

Yani şöyle ki; herkesin her şeyin bir hikayesi elbet var ama her hikaye bir “destan” değil. Destan olabilmesi için olağanüstü, sıra dışı bir kahramanlık içermesi gerekiyor. Biz ne kadar şanslıyız ki bu kahramanlardan biri ile tanışmıştık. Kahramanlık destanı yazdığını bile anlamadan olağanüstü bir destana imza atan ve atmaya da devam eden -bıraksalar edecek- o kadınla. Evet NEFES’den bahsediyorum. Bizim dinlemeye başladığımız destanın kahramanı bir kadındı. Muhteşem bir kadındı…

 

Sanırım sevgi dolu bir hayatı yaşayıp iyi olmak kimseyi şaşırtmaz ya da nefret dolu bir hayatın içinden ‘kötü’ çıkmak. Bu durumlarda bir olağanüstülük yoktur çünkü. Tahir gibi, Vedat gibi ve onların hayatlarına bakıp çıkan adamların bizi şaşırtmaması gibi. Ama Nefes’in olağanüstülüğü daha burada başlıyordu. Sevgisiz bir hayatın, şiddetin, vahşetin içinde insan olabilen / kalabilen çocuktu o…

 

 

Annesi daha doğumda ölmüş. Bizim onu tanıdığımız yaşlar olan 16 yaşına nasıl geldi bu kız, hep merak ettim, kim baktı ona? Abisi ile arasında çok fark var gibi gelmemişti bana. Nasıl büyüdü bu çocuklar? Muamma… Ama baba tarafından bir kere başının okşanmadığı kesin. Evde bir hizmetçi, bir ‘hiç’ gibi diken üstünde görevlerini tamamlayıp göze batmamaya çalışmakla geçen 16 yıl. Aman ha bir şeyi eksik veya yanlış yaparsan… Çocukmuşsun kimin umurunda. Lokmaların sayılı; baba denilen canavarın yük gördüğü birisin, eski bir saat olsan daha iyi sayacak seni hiç değilse bozdurur harcardım diye.

Tahir nasıl bir adamdı? Şartlar altında, kendinden güçlüler karşısında, doğrusunu yanlışını değiştirip çarpıtmayan, eğilip bükülmeyen savaşan bir adam.

 

Bakınca bu adamın başka türlü bir kadını sevmesi imkânsız. Nefes de 8 yıl kendi fiziksel gücünü kat ve kat aşan tüm bu şartlar karşısında ne olursa olsun eğilmemiş, doğrusunu yanlışını değiştirmemiş.

 

Herhangi birimiz, şu hayatta nefes alan herhangi biri, Nefes’in yerinde olsa;

 

– Vedat’a boyun eğebilirdi ve karşı koymayı bırakabilirdi…
– Onu seviyormuş gibi yapabilir parmağında oynatmaya çalışabilirdi…
– Öldürebilirdi kendisini ya da Vedat’ı ya da ikisi birden…
– Çocuğu bırakıp daha kolay kaçabilirdi…
– Gerçekten de güvenlikleri kullanmaya çalışabilirdi…

 

Daha bir sürü şık oluşturabiliriz o şartlarda… Bir kadının yapmasını asla yargılamayacağım, yadırgamayacağım ama anlayacağım bir sürü şey olabilirdi. Ama dedik ya bu hikâye değil bu bir “Destan”…

 

sen anlat karadeniz nefes irem helvacıoğlu

 

 
   
 

 

Bizim kahramanımız fiziksel olarak gücü yetmese de 8 yıl boyunca her tecavüz girişiminde bilincini kaybedene kadar mücadele ediyor. Hiç vazgeçmemiş ve hiç o yatakta olmamış. Bu daha ilk gece keşfettiği bir savaş ve aynı zamanda kaçış ve kendini koruma yöntemi. Karşısında ona bakmasını, sevmesini, severek dokunup öpmesini isteyen ruh hastası adamla mücadele ediyor; bu mücadele onu çileden çıkarınca da bayılana kadar dayak yiyor böylece canavarının asıl istediğini almasına engel olduğu gibi kendisi de o kâbus anından uzaklaşıyor: “baygınken orada olmazsın”

Bu şiddetten ortaya çıkan canı, şiddetin sahibi ile karıştırmıyor, onu koparıp atmıyor, ona tutunuyor. Aksini yapsa da yadırgamazdım; bence çok normal ama dedim ya o zaman belki biraz daha hikâye olurdu destan yerine… Yiğit onun umudu, kahramanı; onun için de bir savaşçı oluyor artık Nefes. Baygınken rüyalara kaçma işini büyütüyor ve reelde de içinde yaşayacakları bir hayali dünya kuruyor. Toz pembe bir masal dünyası değil; aksine gerçeklerle örülü bir savaş alanı… Ama onlara ait, sadece ikisine… Onları güçlü ve savaşçı kılıyor; düştükleri yerden kaldırıyor, umut ettiriyor.

Ne kendini ne oğlunu fiziksel olarak da ruhsal olarak da geride bırakmayı kabul etmeyen bir kadın Nefes. Sadece bedenleri için değil ruhlarının temizliği için de vermiş bu savaşı. Tek bir şeyden dahi ödün verse, mücadelesiz Nefes bu kadar dirayetli olamaz, bunu taşıyamazdı. Bu da 8 yıl boyunca Vedat’ı neden öldürmediğinin cevabıdır. Fırsatı olmadığından, fırsat yaratacak zekaya sahip olmadığından değil kendisi öldürüp hapse girdiğinde ya da öldürüldüğünde Yiğit ne olacak, ona ve ruhuna ne yapacaklar ne kadar kirletecekler; aynı zamanda bir katil olduğunda kendi ruhu ne hale gelmiş olacak? Bir canavar için sonsuza kadar seni değiştirecek parçaları ruhundan feda etmeye değer mi? Öldürmek kurtulmak mıdır, yoksa kolaya kaçmak mı?

 

Bu sorulara cevabı da Vedat’ın hikayesinde gördük. Aynı hayatı yaşayan Vedat kendi canavarını öldürmeyi seçip bir canavara dönüştü. Nefes bunu yapmadı; bu da iyilik ve kötülüğün aslında kader değil seçimlerle örülü olduğunu anlatıyordu. Bize Tahir gibi sevgi dolu bir hayat yaşayan herkes Tahir gibi olurdu bakın Vedat’ın hayatı ne kadar zor adam ne yapsın demediler. Bize Nefes ile iyi olan her şartta bunu tercih eder dediler. Nefes Vedat’ın hayatında da yaşasa -ki yaşadı- Tahir’in hayatında da yaşasa bu Nefes olacaktı. Hatta bu yüzden Nefes ve Vedat’ın benzer çocukluk anılarını karşılıklı göreceğimizi Vedat’ın neden Nefes’i ilaç gördüğünü Nefes’in Vedat’ı neden zehir gördüğünü birbirlerinin gözünden, suretlerini ve dolayısıyla Tahir’in Nefes ve Vedat’ın gözünde ne gibi bir surette olduğunu daha net görecektik diye düşünüyorum.

 

 

Cehenneminden kaçtığında her ne kadar Tahir’i korumak için itiraz etse de içine umut sevgi tohumları ekilmesine kapalı çorak verimsiz bir arazi değildi Nefes’in kalbi. O kadar iyi korumuş ve o kadar cesurdu ki sevgiyi aşkı yeşertmeye elverdi gönlünün toprakları, kısa zamanda kocaman çınar yaptı onun için mücadeleye baş koydu.

Kalbi içinde ruhu içinde çocukları içinde aşkı içinde her şey için çok daha büyük bir cephede çok daha fazla düşmanlar çok daha büyük bir savaşa girecekti Nefes. Göremedik izin vermediler ama bir Destanının girizgahı bile bizi mest etti. Nefesimizi kesti. Şimdi bu destanın üstüne, bu kadının üstüne.

 

Taciz edildiği evden annesi ve kardeşini bırakıp ardına bakmadan kaçan, yıllarca umursamayıp dert edinmeyip hayatına bakan, en büyük derdi araba almak falan olan, o adamın parasını almasa da atını kullanmakta sakınca görmeyen (futboldaki şike davasını hatırlattı bana bir futbolcuda para almıyor at alıyordu^^) ya ‘ben tacize uğradım kardeşime de bir şey yapmaz mı, sonuçta hasta hastadır’  diye düşünmeyen, bir halini hatırını sormayan, gönül gözü ile bakamayan dertlerini göremeyen bir kadını izletmeyi umuyorsunuz??? Arkadaşları mezun olurken tecavüze uğramış ve bu tecavüzden olan çocuğunu dünyaya getiren bir kız çocuğu olan kadının karşısına geçirtip ben hiç para almadan okudum edebiyatı yaptırıyorsunuz. Üstelik bunu bir kahramanlık gibi tanıtmaya çalışıyorsunuz! (Zordur elbet, ona diyecek yok ama memlekette kaç kişi çalışıp okuyor haberiniz var mı? Ne sanıyorsunuz burayı İsveç falan mı? Ama okulun hayalini kuramayacak haldeki birinin karşısında bunları söyletince güçlü göstermeye çalıştığınız karakter komik olmaktan öteye geçemiyor. Ama biz en başta dedik Nefes’ten daha acısı ancak aktarcıda)

Karakterinize beyaz giydirip manşetlere taşıyınca bölümlerde beyaza bulayınca güzel, masum, saf, harika gözükecek mi sanıyorsunuz? Hiç anlamıyorsunuz; BEYAZ Nefes’in masumiyeti değil savaşıydı zira biz zaten mazlumda masumiyet aramıyorduk. Yanlış anlaşılmasın; karakterin kaçması vesaire önemli değil, dediğim gibi öyle bir durumda yadırgamam çünkü biz ne dedik “herkes savaşamaz” ama işte tam da bu yüzden herkesten Nefes olmuyor… Bunu değil beyaz giydirerek önce yumurtaya sonra una bulasan, çamaşır suyunda bir gece bekletsen, soda ile yıkasan bile sağlayamazsın; öyle bir şey değil bu.

 

Hoş bir şeyi dahi doğru anlasanız burada bunları konuşuyor da olmazdık ya neyse meselemize dönelim…

 

 
   
 

 

 

Aylar önce bölümleri sahneleri bu sığlığı beğenmediğimiz için bizim beklentilerimiz eleştirilince sosyal medyada bir isyan başladı, “Daha iyisini görmüşüm, izlemişim. Oyuncuların yapabileceklerini biliyorum neden daha azına razı olayım” ana fikrinde. Şimdi ben de soruyorum:

Bir DESTAN dinlemiş, bir KAHRAMAN izlemişken neden daha azına, sıradan bir hikâyeye ve sıradan bir şahsı izlemeye ikna olayım? İkna olsunlar? (Razı demiyorum çünkü daha azına razı olmayıp diziyi izlemeyi bırakalı aylar oldu)

 

sen anlat karadeniz nefes irem helvacıoğlu

 

Kore ‘nin Nefes ile Tahir üzerine olan yazısını okumuş muydunuz?  SEN ANLAT KARADENİZ – BİN ÇİÇEKTEN BİR GÜL OLSAN

 

 

 

 

 

 

 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid
PAYLAŞ
Facebooktwittergoogle_plusmailFacebooktwittergoogle_plusmail

İlgili diğer Yazılar

  • Gözde E.

    Ellerine sağlık Kore. Aylar önce diziyi bırakmış biriyim, sanırım doğru bir karar vermişim.

    • Kore

      Teşekkür ederim :))) Aynen ben de aylar önce bıraktım Erkan Birgöreni tanıdığımdan ama işte bazı şeyler bir dizi bile olsa zora gidip insanın susmasını engelliyor. Çünkü altında bize de hayatı zorlaştıran bir zihniyet yatıyor bu işin mahvedilişi bu zihniyetin ürünü sanırım ben de o yüzden hala yazıyorum:)))

      • Gözde E.

        Aklın yolu bir desene. İtiraf etmek gerekirse Erkan Birgören’i SBA’da başlarda beğenmiştim ama sonra senaryoyu çıkmaza soktu kendileri. O yüzden o dizideki tüm senaristlere hala kızgınım. Ve ne yazık ki SAK’ın da kaderi aynı oldu.

        • Kore

          Nefesin Vedatı ilk gördüğünde verdiğim tepkiyi vermiştim Erkan B yi ilk gördüğüm işte içindeki canavarı görür gibi halada fikrim aynı ama malesef her işe sonradan gelip emeğe konmak gibi bir huy edindiği için savunmasızım :((