FilmEkimi zamanı: bence de ‘filmekimdebaşlar’

İnsanoğlu çocukları arasında ayrım yapıyor. Ben film festivalleri arasında mı yapamayacağım. Evet; FilmEkimi ‘ni İstanbul Film Festivali’nden daha çok seviyorum^^  Kendime daha yakın filmler buluyorum, bu bir gerçek.  Ama zamanlama da mükemmel değil mi? Sonbahar daha bi’ sinema havası…

Liste hazır, her güne alternatifli. Varsın liste hazır olsun, bilet satışının başlamasının üzerinden 2 tam gün geçti, ben biletleri alabildim mi? Hayır. (Ağlayan emojileri ekleyiverin.) Geçen yıl ilk satış gününde sabah saatlerindeki uzun kuyruğu pas geçip akşam saatlerinde bir deneme daha yaptığımda listemdeki tüm filmlere bir fire ile bilet bulabilmiştim. ‘Şok şok şok!’ değil mi? Bilet satıştaki görevliyle “Nasıl olur da bilet kalmış olabilir, ben mi yanlış filmler seçtim acaba?” diye gülüşmemizi hatırlıyorum. İşte bu yıl da bu şansa güveniyorum. Yarın ola hay’rola…

 
   
 
FilmEkimi 2017 listem

Bilet fiyatları haftaiçi 19:00 seansına kadar 14 TL, akşam seansları ve hafta sonu ise 20 TL. Öğrenci indiriminin haricinde, Vodafone kullanıcıları için harika bir haberim var. Sponsorlar arasında yer alan Vodafone bu yıla 1 bilete 1 bedava kampanyasını sadece gençlere özel freezone’da değil Red tarifesini kullananlar için de geçerli hale getirmiş. Geçen yıl yazdığım ‘yaş ayrımcılığı yapıyor olmanız Vodafone’a hiç yakışmıyor ‘  temalı tweetlerim etkili mi olmuş olabilir mi dersiniz?

Unutmadan; FilmEkimi 29 Eylül – 8 Ekim tarihleri arasında İstiklal Caddesi’nde Atlas ve Beyoğlu, Nışantaşı’nda City’s ve Kadıköy’de Rexx Sinemalarında…

FilmEkimi 2017 izlemek istediğim filmler;

THE BEGUILED : Amerika İç Savaşı sırasında Kuzeyli Onbaşı McBurney yaralanınca, erkeklerini savaşa uğurlamış bir grup kadının ikâmet ettiği bir okula sığınır. Onbaşı, yardıma muhtaç halde düşmandan merhamet beklemekte, iyileşip güvenli bölgeye kavuşmanın hayallerini kurmaktadır. Bir korku öznesi olarak bulunduğu evde bir arzu nesnesine dönüşmesi ve evdeki dengeleri büsbütün bozması uzun sürmeyecektir. Amerikan bağımsız sinemasının en heyecan verici yönetmenlerinden Sofia Coppola, 1971’de Don Siegel’ın Clint Eastwood’la beraber oldukça “erkeksi” bir yerden sinemaya aktardığı hikâyesine sil baştan bir kadın bakış açısı kazandırıyor. Hem gerilimli hem komik The Beguiled, cinsiyetler gerilimi üzerinden yol alan, alabildiğine yaramaz, zımba gibi bir dönem filmi.

DERİN SULAR (SUBMERGENCE) : Büyük Alman sinemacı Wim Wenders’in merakla beklenen son filmi, Somali’de kum çöllerinden Normandiya kumsallarına, derin denizin nefes kesen görüntüleri ile müthiş kadrosundan aldığı güçle çarpıcı bir seyirlik sunuyor. San Sebastian Film Festivali’nin açılış filmi olan Derin Sular, Normandiya’da birbirine âşık olup tehlikeli görevler peşinde ülkeden ülkeye seyahat etmek zorunda kalan, ancak kader ve şartlar yüzünden bir türlü kavuşamayan bir hidrolik mühendisiyle bir biyo-matematikçinin romantik hikâyesini anlatıyor. Film, savaş muhabiri J.M. Ledgard’ın romanından beyazperdeye uyarlandı.

GEMINI : Başından sonuna kadar gerilimle gizemi bir arada ve yüksekte tutanGemini, Los Angeles’ta sinema endüstrisinin tam ortasında geçen bir cinayet filmi, muzip bakışını hiç kaybetmeyen bir kara film. Dünya prömiyerini SXSW film festivalinde yapan Gemini, asistanlığını yaptığı genç Hollywood yıldızı öldürülünce baş şüpheli sayılan Jill’i izliyor. Jill, bir yandan kendini temize çıkarmak için katili bulmaya çalışırken bir yandan da sinema dünyasını saran kirli ilişkilere denk geliyor. Her anında önemli bir ayrıntı ve komplo gizli Gemini, hem eğlenceli hem heyecanlı bir seyirlik.

KARDAKİ İZLER (WIND RIVER) : İnsan ya da hayvan, her şeyin av, herkesin tedirgin olduğu sert, tavizsiz bir dünyada geçen çağdaş bir western başyapıtı Kardaki İzler. Sicario ve Hell or High Water / İki Eli Kanda filmlerinin senaryo yazarı Taylor Sheridan’ın yönettiği Kardaki İzler, Wyoming’de karlarla kaplı Rüzgârlı Irmak Kızılderili Koruma Bölgesi’nde geçiyor. Jeremy Renner’ın orman korucusu rolünde dikkat çektiği film, ücra bir alanda, karlar altında bir ceset bulunması ve cinayetin araştırılmasını anlatıyor. Cory, FBI’dan yollanan deneyimsiz ajan Jane Banner ile birlikte, bölgenin makûs talihini de belirleyecek bir soruşturmaya girişiyor. Nick Cave ve Warren Ellis’in huzursuzluk yayan müzikleriyle Kardaki İzler, doğanın kanunlarının bazen insan kanunlarından üstün olduğunu bize hatırlatıyor. 

SOYGUN (GOOD TIME) : Sinema coşkusu ve gerçeklik duygusuyla yoğrulmuş zıpkın gibi tecrübe sunan Safdie Kardeşler, alabildiğine ilginç bir suç filmiyle karşımızdalar. Filmin odağında bir ağabey ile kardeşi var. Sonu kötü biten bir soygun girişimi sonrasında zihinsel engelli kardeşi tutuklanan Connie, onu kurtarabilmek için zamana karşı yarışacağı bir gecelik bir yolculuğa çıkıyor. Safdie Kardeşler, bir saat gibi işleyen filmlerinde izleyiciyi sürüklemek için şablonlara ihtiyaç olmadığını kanıtlıyorlar. Soygun kurgusuyla, performansıyla kendini aşan Robert Pattinson’ıyla, Oneohtrix Point Never’ın müzikleriyle ve sonsuz yan karakter geçidiyle sarhoş eden bir film.

ÇAVDAR TARLASINDAKİ ASİ ( REBEL IN THE RYE) : Amerikan edebiyatının en yetkin, edebiyat dünyasının en gizemli isimlerinden J.D. Salinger yıllarca gözlerden uzak durdu; okurlarının, hayranlarının ve öğrencilerinin ulaşamayacağı bir şekilde kendini dış dünyadan soyutladı. Dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan Çavdar Tarlasındaki Asi, hem Salinger’ın kariyerinin hem de dünya edebiyatının başyapıtlarından Çavdar Tarlasındaki Çocuklar romanını yazışı ekseninde yazarın gençlik yıllarını ve pek de fazla bilinmeyen, ancak kendisine ağır bir travma kazandıran 2. Dünya Savaşı sırasında cephede geçirdiği günleri anlatıyor. Buffy’den Gilmore Girls’e birçok dizi ve filmde rol alan Danny Strong’un yönettiği bu ilk filmde yazarı Mad Max:Fury Road’dan A Single Man / Tek Başına Bir Adam’a rol aldığı filmlerde parlayan Nicholas Hoult canlandırıyor. 

LUCKY : Paris, Texas’tan Inland Empire’a 200’e yakın filmde rol alan ve bu yıl 90. yaşgününü kutlayan benzersiz karakter oyuncusu Harry Dean Stanton’ın başrolü üstlendiği bu bağımsız Amerikan filminin kahramanı çölde bir kasabada yaşayan Lucky. Sabahları güne yoga ve kahvaltıyla başlayan, ilerleyen yaşına rağmen ne sağlık ne de genel olarak hayata dair herhangi bir sorunla karşılaşmayan Lucky, bir ateisttir. Derken bir gün, bu “talihli günlerinin” de sona erebileceği aklına takılır ve Lucky’nin “aydınlanma” yolculuğu başlar. Dünya prömiyerini South by Southwest Film Festivali’nde yapan Lucky, David Lynch’in de dahil olduğu güçlü oyuncu kadrosu ile dikkat çekiyor.

AŞKIN GÜCÜ ( THE SHAPE OF WATER) : Farklı evrenlerden çılgın yaratıklarla dolu, yüreğimizi dağlayan masallarla beyazperdeyi dolduran usta öykücü Guillermo del Toro, ilk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapan bir filmle geri dönüyor. Soğuk Savaş’ın en kızıştığı, 1963 yılında Amerika’da gizli bir devlet laboratuvarındayız. Burada temizlikçi olarak çalışan Elisa, laboratuvarda yürütülen çok gizli bir deneyin varlığını keşfeder ve suda hapsedilen insansı bir yaratığı acımasız deneyden kurtarmaya karar verir. Şiirselliğini ve duygu yoğunluğunu hiç kaybetmeyen Aşkın Gücü, Guillermo del Toro’nun sempatik canavarlar galerisine ve görsel tasarım şaheserlerine yenilerini ekliyor.

VICTORIA VE ABDUL : İngiltere Kraliçesi Victoria rolünde, şimdiden efsaneleşen Judi Dench’i izleyeceğimiz Victoria ve Abdul, alışılmadık bir dostluk hikâyesi anlatıyor. İlk gösterimini henüz Venedik Film Festivali’nde yapan filmde, Hindistan hâlâ Birleşik Krallık sömürgesiyken, daha 24 yaşındaki bir memur olan Abdül Kerim, Kraliçe Victoria’ya hizmet etmek üzere bu ülkeden Londra’ya gelir. Zaman geçtikçe Abdül Kerim kraliçenin güvenini kazanmakla kalmaz, saray ahalisinin itirazlarına ve engellemelerine rağmen onun en yakın sırdaşı da olur. Geçen yıl Florence ile Filmekimi’ne konuk olan yönetmen Stephen Frears, hikâyesini gerçek olaylardan alan Victoria ve Abdul’un senaryosunu Billy Elliot’ın da senaryo yazarı Lee Hall’a teslim ediyor.

SON CİNAYET (THE THIRD MURDER, SANDOME NO SATSUJIN) : İnsancıl dramlarıyla tanıdığımız yönetmen Kore-eda, bu kez bir cinayeti araştıran bir ceza avukatının peşinde adalet, gerçek ve yasa kavramlarını sorguluyor. Venedik’te Altın Aslan için yarışan Son Cinayet’ın başrolünde şarkıcı ve oyuncu Fukuyama Masaharu yer alıyor. Filmde Shigemori adında bir avukat, 30 yıl önce işlenen bir cinayet vakasının zanlısını savunmaktadır. İdam cezası istemiyle yargılanan adam suçu üstlenmiş olsa da Shigemori’nin araştırmaları, onu zanlının suçsuz olduğuna inandırır.

ZAMA : Arjantinli yönetmen Lucrecia Martel’in yapımcılığını Pedro Almodovar’ın üstlendiği ve uzun süredir beklenen son filmi, dünya prömiyerini henüz tamamlanan Venedik Film Festivali’nde yaptı. Arjantin’in en önemli edebi yapıtlarından kabul edilen, Antonio di Benedetto’nun 1956 tarihli aynı adlı varoluşçu romanından beyazperdeye uyarlanan film, İspanya’nın sömürgesi olduğu 18. yüzyılda Paraguay’da geçiyor. Sömürge yetkilisi Diego de Zama, memleketinden ve ailesinden uzak, bir şekilde terfi etmeyi beklediği bu uzak diyarda bir sonuç almadan beklemekten, şiddete bulanmış adaletten, hayalini kurduğu kahramanlığa hiç ulaşamamaktan bunalıyor. Köpek Günleri ve Başsız Kadın ile tanıdığımız Lucrecia Martel, Diego de Zama’nın günümüz çağdaş toplumunda yaşanan sorunlara yakın bulduğu bunalımını olağanüstü güzellikteki Güney Amerika manzaraları fonunda sorgulayarak bize sunuyor.   

(Film özetleri FilmEkimi resmi websitesi‘nden kopyalanmıştır.)

Yazıyı bir #tb ile sonladırayım… Görünen o ki bir zamanlar film seçimlerimi  daha planlı programlı yapıyormuşum ^^

FilmEkimi
FilmEkimi 2015

 

 

 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid
PAYLAŞ
Facebooktwittergoogle_plusmailFacebooktwittergoogle_plusmail

İlgili diğer Yazılar