ŞAHSİYET – Bir Şahsiyet Meselesi

Dizi olan Şahsiyet bitti. Ama her bireyin kendi özelinde şahsiyet meselesi nefes aldıkça devam ediyor olacak…

Dizi olan Şahsiyet tek sezonda 12 bölümde bitti. Zaman aralıkları değişken üç bölümlük setler halinde yayın politikasından çok fazla haz ettiğimi söyleyemeyeceğim. Tüm bölümler art arda olamayacaksa bile, haftada bir bölüm olmasını kesinlikle tercih ederdim. Son üç (10-11-12’i) bölümü gerek sindire sindire izlemek adına (zaman ayıramamanın da etkisi var ^^) bir haftalık döneme yayarak izleyebildim. Genel değerlendirme ile, hikâyenin izleyiciyi içine alması, konunun sürükleyiciliği final sahnesine kadar bitmedi. Bu nedenle ’12 bölüm mü geride kalan?’  sorusunu bugün sorsanız ’emin değilim’ derim ^^  Eksiksiz tam bir bölüm izlemişcesine, tadı damağımda kaldı çünkü…

 
   
 

 

 

Şahsiyet’deki hikâye bir seri katil ve seri katilin bulunması çerçevesi içine yerleşmişse de çok derin alt metinler içeriyor.

“Sen, sen zannediyor musun ki bir tek Alzheimer olan sensin? Herkes hasta… Hepsi hasta… Yarın bugün bir milli maç olur, herkes her şeyi unutur. Bu millet neleri unuttu, seni mi unutmayacak? Sen kimsin ki? Alt tarafı bir katil, alt tarafı bir cinayet haberi.”

 

Doğru! Çok doğru… Benim için de doğru, eminim senin için de doğrudur sevgili okuyucu. En etkileyen manşet haberi bile aradan geçen çok kısa bir süre sonra sıradan üçüncü sayfa haberi muamelesi görmüyor mu?  Bu diziye konu olan kitlesel istismar haberlerini (N.Ç en yakın örneği) gerçek hayatta duymadık mı? (Nicelerini duymadık belki de) Detayları hatırlıyor muyuz? Suçlular hak ettikleri cezaları aldılar mı? Alzheimer olmadan da unutulabiliyor, ya da daha da kötüsü unutkan rolüne bürünmüyor muyuz?

 

“Hayatını adalete adamak şahsi bir mesele değil bir şahsiyet meselesidir.”

 

Adaletin ve hukukun ayrı şeyler olduğunu vurguladı Agah Bey. Haklı. Çünkü hukuk ile adalet arasında organik bir bağ dün de olmadı, bugün de… Hatta yarın da olmayacak. Çünkü hukuk adaletin değil, hükmetmenin aracı. Dolayısı ile ‘gerçek adaleti temsil eden bir hukuk dünyada hiçbir zaman var olmamıştır.’ söylemi savunulabilir benim gözümde. Şahsiyet örneğinden ilerlersek hukuka göre katil olan Agah Bey adalete göre kahraman değil mi?

 

 “Bir suç işlemek istiyorsan ama suçlanmak istemiyorsan etrafına yeterince kalabalık toplaman yeterli.”

 

Kambura öyle bir yer ki, içine adım attıkça daha çok çamura batıyorsun. Dibi bataklık olan bir göl gibi… Hangi yöne baksan balçık… Çocuk satıcısı ile, tecavüzcüleri ile, insanları canlı canlı yakabilen katilleri ile… Hikâyenin geçmişine bakınca tüm bu bireylerin günlük rutinlerine güzelce devam etmiş olduğuna şahit oluyorsunuz… Konduramıyoruz ama asıl olan kötüler içimizde: “Keşke hepsi ölse”

 

 

Ve bireylerden öte bir balçık var ki o da bürokrasinin yozlaşmışlığı…  Bu nedenle Şahsiyet daha önce hiçbir yerli dizinin dile getirmediklerini tane tane gözler önüne serebilmesiyle de farklı değil mi?

 

 

Eminim ki En yaralayan sahnelerden biri de Sungur’un elinde Reyhan gibi bir küçük kız daha olması… Görünen o ki bu ülkede Sungur’lar hep var olacak, Reyhan’lar da… Peki ama ya Agah’lar var olacak mı?

 

 

 
   
 

 

Şahsiyet Kısa Kısa

  • Haluk Bilginer efsanesi diye bir gerçek var!
  • Cansu Dere ilk bölümden itibaren ifadesiz başladı ve finali de aynı donuklukla karşıladı. Nevra karakterini giyerken üzerine özellikle böyle bir yol çizilmiş de olabilir ama izleyici koltuğundan bakınca anlamlandıramadığım konulardan biridir. Nevra gibi bölümler boyunca ifadesi değişmeyen bir karakter de Zuhal idi. Şebnem Bozoklu’yu donuk ifadesiyle değil her duruma yüzüne yerleştirdiği sırıtışla yanıt verirken hatırlayacağım.
  • Deva ve arkadaşlarının hikâyeye katkısını, ‘Köpek Öldüren’ konusundaki doğru metinler haricinde ben anlayamadım. Özellikle Süveyda ile Deva’nın sırrını çözen varsa ve aydınlatırsa sevinirim.

 

 

  • Ateş’in ‘hayat güzel’ diyerek gülümsedikten sonra hayata veda edişi sizin de canınızı yaktı mı? Uğur Mumcu ve Hrant Dink’e Ateş karakteri üzerinden yer verilmesi de öyle…
  • Tolga Komiser’in “Her insanın bir zaafı vardır sayın savcım. O zaafa düşüp düşmemek, bakın işte o şahsiyet meselesi.” repliği gibi Nevra ile veda üzerine yaptığı konuşmada 155 ile örneklendirdiği tespit çok yerindeydi…
  • Daha ilk bölümden bahsi geçmemiş miydi hukuk – adalet kavramlarının : “Yok haksız tahrik. Yok iyi hal… İndire İndire, bir tek madalya takmadıkları kalmış sana. Ben okudum o mahkeme tutanaklarını. Her zaman ki gibi gereği düşünülmüş de gereği yapılmamış o mahkemede”
  • Agah Beyoğlu ve gözlüğü ve çorapları… Tüm retro dokunuşlar ve mekanlar için sanat yönetimi ekibine <3
  • Final bölüm jenerik bitimi (ending credits) sürprizi çok manidardı ^^

 

Agah Bey ile Nevra’nın gözleri ile konuşması ^^

 

Son söz; kalemi güçlü bir yazarın içi dolu karakterleri ile işlediği alışıla gelmedik güzel bir hikâye nasıl da başarılı bir dizi görsel dokunuşla daha da güzelleşir izledim, gördüm, çok beğendim. Hakan Günday, Onur Saylak, Feza Çaldıran ve Haluk Bilginer başta olmak üzere emeği geçen herkese yürek dolusu tebrikler…

 

 

 

 

Dizi ile ilgili diğer yazılara göz atmak isterseniz  İzledim / Şahsiyet   kategorisini ziyaret edebilirsiniz.

 

 

 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid
PAYLAŞ
Facebooktwittergoogle_plusmailFacebooktwittergoogle_plusmail

İlgili diğer Yazılar

  • Züleyha

    Selamlaar. Çook geç oldu yorum yapmak için sanırım. 🙊 Ama Şehirler arası uzun bir yolculuktayım ve fırsattan istifade Aslı’nın bloğunda dolanayım dedim.
    Öncelikle diziyle ilgili fikrimin esas noktasını oluşturan Hakan Günday’dan başlamak istiyorum. Yeraltı edebiyatının vazgeçilmez ismi hatta belki öncüsü. Ben edebiyatta bu tarzı sevmiyorum ya da bu tarzın hissettirdiği ‘mutlu olmak aptallıktır’ alt metnini sevmiyorum. Ama Hakan Günday’ın kitaplarını tabi ki okudum. Bu türe ait diğer kitaplardan farklı olarak çoğunlukla bir derdi vardır yazarın. Şahsiyet’te de bir derdi vardı ve bunu muhteşem bir şekilde anlattı. Dizilerin ve filmlerin senaristliğini gerçek edebiyatçıların yapmasının artmasını diliyorum. Çünkü ciddişekilde kalite farkı ortaya koydu Şahsiyet.
    Adaleti kendimiz sağlamak ya da hukukun eline bırakmak? Hangisinin doğru olup olmadığı tartışılır. Bence Şahsiyet bu soruya cevap vermeden soru işaretiyle birlikte bitti. En azından benim için öyle oldu. Kendince ve dizi sınırları içinde bir sona varmış, mesajını verip bitirmiş gibi gözüküyor. Ama Hakan Günday ve tarzı edebiyatçılarının çoğu eserinde yaptığı gibi hikayenin sonunu okuyucuya veya izleyiciye bıraktı gibi gözüyorum. ‘Ben olsaydım ne yapardım, hukukun eline mi bırakmalı, Reyhan’ın yaşadıklarını yaşayan diğer insanlar için napıyoruz, bu insanların canını almak tam olarak intikamı sağlar mı?’ vs vs bir sürü soruların cevabını bizlere bıraktı. Benim hala dürüstçe cevap aradığım sorular. Böylesine derine dokunmayı bir dizi standardında yapması da Şahsiyet’i benim için inanılmaz özellikli bir yapım haline getirdi. Hak ettiği değeri görmesini çok isterim.

    Bir kaç yorumda da okudum, ayrıntı olarak verilen ama aslında çok sağlam konular da vardı. (Alkol problemi, baba kız ilişkisi, sosyal medya ve etkisi, cinsiyet ayrımcılığı vs) Bütün bunları da 12 bölüm dahilinde çok dallanıp budaklandırmadan ama gerekli mesajı verecek kadar işlediler. 👏

    Oyunculuklar, akış, bölümler, yan hikayeler vs konularda söyleyeceğim çoğu şeyi söylemişsiniz. O yüzden aynı şeyleri yazmıyorum. Sadece Cansu Dere’yi gayet beğendiğimi, Şebnem Bozoklu’yu ve karakterini de hiç beğenmediğimi söylemeden geçemiycem 🙊😄

    Hala oturtamadığım bir konu da Nevra’nın yaşadıklarını unutması. Bu kadar büyük bir travma unutalabilir mi inanılır gibi değil. Tani psikolojide var mıdır bu durum bilemiyorum. Ama bana gerçek dışı geldi. Sonuçta aklı başında bir kızdı ve tecavüze uğradı. Ayrıntıya girmek hoş değil belki ama hiçbir şey olmasa bekaretini ne zaman kaybettiğini sorgular insan. Ama bu konuyu da izleyicinin hayal gücüne ve iltimasına bıraktıklarını düşünüyorum. Sizin canınız sağ olsun diyorum. Böyle güzel, derin bir dizi yapmışlar izlemişiz buna da takılmayıveririm. 😄😄

    • Gözde E.

      Selam Züleyla! Hoş geldin. Ben de nerelerdeydin diye düşünüyordum vallahi 🙂
      Dizi ve filmlerde senaristliği gerçek edebiyatçılar ve senaryo yazımına hakim kişiler birlikte de yapabilirler, güzel de olur.

      Şebnem Bozoklu’yu v karakterini dizide beğenen var mı acaba? :))
      Köpeköldüren fan kulübü sence ne işe yaradı? Aslı bunu sormuştu ama ben bir cevap versem de yine de odur diyemem tabii.
      Aynen Nevra nasıl unutabildi bu kadar ciddi bir şeyi? Aklıma gelseydi psikoloğuma danışırdım ama unutmayayım da sorayım kendisine. Yine de ben de takılmadım senin gibi.

  • DreamyTangerine

    Öyle alt metinler, göndermeler vardı ki, hatırlamamızın istendiği…
    – Ateş’in evinde duvardaki Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Hrant Dink resimleri… Ateş’in sonu da onlar gibi oldu.
    – internette fazla vakit geçirdiği için kendisine kızan annesinin katil tarafından öldürülmesini isteyen gencin Köpek Öldüren Fan Club’a gönderdiği mesaj. Rumuz: “kindar nesil”
    – Evlerinde diri diri yakılan insanlar, insanlar yanarken dışardaki kalabalıkların vahşi çığlıkları.
    – Kambura… malesef o kadar çok Kambura kasabası var ki bu ülkede.

    Hakan Günday romanlarını severek okuduğum bir yazar. Okuduğum kitapları Etkileyici ama insanı bir o kadar da huzursuz eden, sarsan metinlerdi. Şahsiyet’i dün gece bitirdim, özellikle son üç bölüm ve final bölümü ile, kitaplarını bitirdiğimde hissettiğim duyguyu aynen hissettim.

    Unutmak insanlık için büyük bir armağan değil mi, kolayımıza işinize geliyor ve hayata devam edebiliyoruz. Oysa hatırlamak, unutmamak hem bir lanet hem bir ceza, bizi konfor alanımızın dışına çıkardığı için. İşte bizi bu konfor alanımızdan çıkarıp, omuzlarımızdan tutup sarsan, unutmamaız gereken bazı şeyleri tekrar hatırlatan Şahsiyet’i var eden herkesin yüreğine emeğine sağlık.

    • Ahh unutmak… Unutabilmek… Ben kendimin dahil olduğu olaylar (iyi/kötü, sıradan detaylar) hakkında fil hafızalıyım. Bu durumun iyi yönleri olduğu kadar kötü sonuçları da oluyor tabii…

      • Gözde E.

        Beyninde lüzumsuz bilgiler de dolaşıyor bu durumda, bu açıdan kötü. Ama unutulmaması gerekenler için iyi bir durum.

        • toplantıdaki (rahat 3,5 yıl önce) adamın kokusu diyorum. Sen ne kadar lüzumsuz olduklarını hesapla…

          • Gözde E.

            Acilen bu durumdan kurtulman lazım :)) Ama nasıl, bak onu bilmiyorum.

  • Gözde E.

    Her ne kadar teknik açılardan diziye dair eleştirilerim olsa da anlatmak istediği ve buna dair seçtiği yoldan kalbimi kazandı. Ama sarsıcı bir kazanış oldu bu… Dizinin hatırla dediklerini tekrardan hatırlamak beni oldukça sarstı. Çünkü bir olay olduğunda dikkatimizi çeken bu durumları, gerçekleri bir süre sonra hemen unutuyoruz hakikaten.
    Dizinin en iyi bölümleri kesinlikle son 3 bölümdü. Başlarda Agah Bey’e bunları niye yaptığını bilmediğimden olsa gerek kızarken şimdi asla kızmıyorum, esasında adam öldürmek yanlış bir şey de olsa. Ellerine sağlık. Ayrıca öldürürken Nevra’ya gönderdiği notlar falan güzel düşünülmüştü.
    Deva ve Köpek Öldüren Fan Club bence de diziye bir katkıda bulunmadı. Deva’nın arkadaşı da benzer bir nedenle adam öldürdü, bu kulüpten mi güç aldı, bundan mı vardı Deva diye bir düşünce içindeyim.
    Şebnem Bozoklu’nun oynadığı karakter de bana göre bir tek Cemil’in ölümünü geciktirdi. Çünkü Cemil’in Nevra ile yüzleşmeden ölmemesi gerekiyordu. Şebnem’in performansını da beğenmedim. Cansu Dere olmuştu bence ama. Savcı’nın karısının ölümüne üzüldüm, O da aynı huzurevinde yaşayıp gitseydi keşke. Başkomiserin sonunu göremedik, görevine iade edildi mi vs.
    Ben en çok Haluk Bilginer’in oyunculuğunu ve karakterle ilgili detayları sevdim. Ardından müzikler ve dizinin atmosferi, renk tasarımını.

  • Kore

    Sonunda izlemişsin Aslı:)))

    Dizi,
    N.Ç olayı ,Sivas Katliamı , Uğur Mumcu ,Hrant Dink gibi cinayet ve faili meçhullere değinerek o meşhur alzheimerımızın unutturduklarını bize hatırlattı .Ama ne var ki biz yine unutacağız sonuçta bu hastalığın raconu bu ve bizde bu hastalıktan müzdarip rolü oynuyoruz.Hatta o kadar iyi oynuyoruz ki artık gerçek hasta ile fake arasında
    ayrım yapılamayacak kadar orjinal gözüküyoruz….bunu neden yapıyoruz başka türlü yaşayamayacağımızı düşündüğümüzden mi ? Hani o meşhur gerçeği bilirsen çıldırırsından mı korkuyoruz.Delirmek ve yaşamak ile unutmak ve yaşamak arasında mı tercih yapıyoruz bilmiyorum .Ama şimdilik durum baya güzel unutuyoruz yönünde hem de baya baya güzel …Mesela

    Bu ülkede şaklabanlık yapmadan işini yapmak isteyen mesleğini doğru biçimde icra edip insanları kandırmak istemeyen onlara olması gerektiği gibi doğruyu sunmak için çalışan gazeteciler katledildi .Faili meçhul oldular faili meçhul ne acaip bir terim kim bu bedenden bu ruhu ayırdı bilmiyoruz bulamıyoruz …Aslında bi kısmımız biliyorda onlarda bize söylemiyor kimse söyleyemeyincede faili meçhul oluyor …

    Bu ülkede kaos çıkarmak için gazeteciler sokak ortasında vuruldu biri Hrant Dink katilini kahraman gibi karşıladılar bugün hala aklımdadır o görüntü .Devlet kendi ülkesinin vatandaşının canını malını namusunu korumakla mükellef olan devlet bunu yapamazken o devletin adını kullanan kurum bu ihlali yapan adamı kahraman yaptı . Ama sorsam Osmanlıda farklı etnik kökende ve dinde insanlar yy larca barış içinde yaşamış.Atalarımızdan gerçekten bunu miras aldıysak bu sonuç nasıl çıkıyor acaba…

    Bu ülkede insanlar kaldıkları otelin etrafı sarılıp Allahın adı ağızlarda iken diri diri yakıldı . Evleri işaretlenerek katledildi.Kimi zaman alevi kimi zaman Rum oldukları için …

    Bu ülkede el kadar çocuklar gelin edildi ediliyor ve buna devlet izin veriyor .Bu ülkede kadınlar tecavüzcüleri ile yasalarca evlendirilip tecavüzcüleri affedildi şimdi yeniden bunun olması bile isteniyor.. Sonra babası ve abisi tarafından tecavüze uğrayıp satılan çocuklar yetmezmiş gibi onu kurtarması gereken kurumların maaş ödediği yaratıklar tarafındanda tecavüze uğradı .Savcısı ,jandarması ,hakimi hiç utanmadan ellerini bir çocuğa uzatabildiler ve sonra dönüp adalet için çalışıyor gibi yapabildiler …

    Bu ülkede ki kadın ve erkeğe bakış açısı yüzünden erkek ne yaparsa elinin kiri kadın yaparsa kesin yolludur bakışı yüzünden küçücük çocuklar korkutulup istismar edilebildi .Hatta o kadar küçüktüler ki bebeğe tecavüz edilip hastanelik edildi…

    Bu ülkede din adına çalıştığı söylenen ve yüzlerce çocuk emanet edilip bağış yapılan kurumlarda o çocuklar tecavüze uğradı .Ensar vakıfları hala varlar mesela çünkü bir kişinin hatasını kuruma mal edemeyiz demi .Ama çocukların hayatını ve kararan geleceklerini o kuruma hiğbe edebiliriz…

    Ne oldu bunlara …Bunlar sadece bir kaçı peki biz onlara ne olduğunu biliyor muyuz.Suçlular yakalandı mı yoksa dosyaları raflara kalktı mı ,çocuklara sahip çıkıldı mı yoksa sürüklendikleri yerlerde istismar edilmeye devam mı ettiler korkutulup susturuldular mı ailelerine para verilip mi susturuldular ya da hiç konuşamadılar mı …Gördüğünüz gibi biz bunları ve daha nicelerini unuttuk tekrar tekrar unuttuk hem de “unuttuğumuzu bile unuttuk”” peki onlar unuttular mı …Bir daha dünyaya aynı gözlerle bakamayan o insanlar ,kadınlar,çocuklar onlar kendilerine yapılanı ve kimsenin onlara yardım etmediğini unuttular mı umarım unutmamışlardırda bir gün bir şansları olursa bizden bunun hesabını sorarlar çünkü bu ülkede reelde bu şansları hiç olmayacak bir Agah Beyoğlumuzda yok hesabımız olsada olmasada her türlü başka bir hayata kalacak …

    Çünkü biz bu unutkanlık oyunundan vazgeçmiyoruz. Görmezden gelmekten vazgeçmiyoruz .Ne zaman bundan vazgeçeceğiz sesimiz çıkacak o zaman sırasıyla her şey düzelme yoluna girecek .Hukuğumuz ve Adalet arasında böyle astronomik farklar olmayacak olmayınca insanlar hukuğa güvenebilecek .Güvenince NEVRA o tetiği çekmek yerine tutup o adamı adalete teslim edebilecek gönül rahatlığı ile çünkü o adamın adına mevkisine parasına bakılmadan cezasını çekeceğini bilecek…

    ——————————————

    Tekrar diziye gelirsek dizi anafikirlerini güzel altmetinlerle destekleyen insancıl ve hoş mesajlar içeriyordu .Ben anafikride sevdim gayet düz ve buz gibi bir gerçek bu ülkede adalet yok …Bir hukuk var evet ama adaleti sağlamaktan çok uzak zatenn tecavüzcüye iyi hal indirimi yapan bir hukukta adalet aramak samanlıktaki iğne olayından daha zahmetli…Önce bu gerçeği kabul etmek sonrada adalet ve hukuğu birbirine yakınlaştırmaya çalışmak lazım ama bu anlayıştaki insanlarla nasıl olur bilemiyorum…

    Dizide çok eğreti duran karakterler ve bazen yapıştırma duran konuşmalar vardı .Başkomserin komplo teorisi konuşması gibi tek başına çok güzel ama koyulduğu yere tam oturmayan şeyler…Deva gibi ne işe yaradı bu yani diyeceğim karakterler veya Şebnem Bozoklu gibi tarif edildiği karaktere hiç uymayan oyuncular vardı…

    Ama hayatımızın en can acıtan gerçeklerini yüzümüze böylesine vuran bize sonu ile bir tatmin değil bakın bu Sungurlar başka Sungurlar başka Reyhanlar var devam ediyor hiçbir bitmedi o yüzdende içiniz sakın rahat etmesin diyebilen cesareti ve gerçekçiliği ile nadir bir iş çıkardı …Hepsine teşekkürler

    • Ne güzel yazmışsın… İnsanlığın öldüğü şu günlerde insanın insana yaptığının adalet terazisinde değerlendirilmesini ülkenin çürümüş hukuk düzeni aracılığı ile beklemek ne mümkün…

      • Kore

        Malesef öyle :((Çürük insanların yarattığı çürük hukuk

    • Gözde E.

      Ellerine sağlık Kore, çok güzel yazmışsın.

  • Dizi izleme listemde ama henüz izlemedim. İzleyici yorumlarından güzel dizi olduğu söyleniyor.

    • hoş geldiniz, izler izlemez bekliyoruz…

    • Gözde E.

      Hoş geldiniz. Ben seyretmenizi tavsiye ediyorum 😉

  • Gözde E.

    Dizinin final bölümleri en sevdiğim bölümler oldu, final bölümü özellikle. Yalnız finalde Agah’ın huzurevinde olmasından tam anlamıyla memnun olmadım. Yani yargılanmadı, cinayetler faili meçhul olarak kaldı… Bu içime sinmedi. Nevra’nın Ateş’ten çocuğu olması da çok gerekli değildi bence. Ama tercih edilen final şeklinde Nevra’nın Agah’ı ziyaret etmesi falan güzel düşünülmüştü.

    • Dizileri bebekler sardı Gözde..:)))
      Agah’ın yargılanmaması adalet vs hukuk için mantıklıydı bence… Nevra’ya el vermesi de güzel düşünülmüştü…

      • Gözde E.

        Ahahaha senaristlerin canı ana baba olmak istiyor galiba :)))
        Adalet vs hukuk olayından dolayı yargılanmadığını düşündüm bence.

        • Kendim olamıyorum bari karakterim olsun 😁

  • pride&prejudice

    Dun ben de bitirebildim sonunda… Guzel finaldi. Haluk Bilginer bugune kadar hicbir isini kacirmadigim aktorlerimizden. Kendisinin yeri baskadir benim icin. Basarili basarisiz tum islerini takip ettim. Sahsiyet cok guzel islenmis ve mesajlar veren bir proje olmus. ama hersey 12 inci bolume sigdirilmis. Cok guzel kurgulanan cinayetler gorduk, hukuk ve adalet konusundaki mesajlar cok iyiydi. Cast olarak kadin oyuncular bir turlu olmamisti. Cansu Dere hep donuk, Sebnem Bozok’un yayvan konusmasi hic olmamisti. Dizi sektorunde kaliteli bir is olarak hatirlacagini umuyorum. Tek merak ettigim gercekten 12 bolum olarak mi tasarlanmisti yok klasik bu sektorun klasik sorununu mu yasadik yine???

    • Gözde E.

      Evet dediğin doğru senaryo son 3 bölüm koşmaya başladı. Keşke o ivmeyi baştan kazansaydı.
      Ben Cansu’nun soğukluğunu sevdim, karaktere uygun buldum ama Şebnem’in bu konuşma tarzı karaktere hiç uymamıştı bence de…
      Haluk Bilginer’e binlerce kalp kalp ❤

      • Benden de 💕

      • Sırıtık sırıtık konuştu 12 bölüm boyunca

    • Bildiğim kadarıyla 12 bölüm olarak tasarlanmıştı ama son iki bölümde toparlanması dizi dinamiğine pek uymadı bence

  • Gözde E.

    Final bölümü bittiğinde son 3 bölüm için şu tweet’i attım: #şahsiyetfinal Son 3 bölüm sağ olsun, özellikle final, üstümden buldozer geçmiş gibiyim… 🥺🥺