Yüksek Sosyete – İyi Olan Kazansın

“Tecrübelerimden öğrendiğim bir şey var bu hayatta: Kalpsiz doğulmaz, kalpsiz olunur. Benim adım Kerem Özkan; parayla, güçle, fırsatla dolu bir dünyada büyüdüm. Ama bugün büyük gün, şimdi o fırsatları kendi lehime çevirme zamanı.”

(Yazıya “Ben olsaydım.” ile başlamak pek uygun düşmez ama dayanamayacağım.)

 
   
 

Ben olsaydım (İlk bölümün başlangıcına atıfta bulunarak.) tam bu noktadan başlardım senaryodaki yeni açılıma. “Cansu’nun özür çabaları ve EcMer’i Bedia Hanım’la bıraktığımız Oliva sahnesi ne olurdu?” sorusunun cevabı da bu sahneleri izlemeden önce ekranda görülecek “x hafta önce” yazısı. Zaman ilerler biz bir önceki bölüm finalinden Cansu ile Kerem’in karşılaşmasına kadar olan sahneleri izler ve bölüm sonunda (yine ilk bölüme atıfta bulunarak.) meşhur yeşil elmalı karşılaşma sahnesiyle zaman eşleşmesi gerçekleşirdi.

Böylelikle Metin’in bir gün içerisinde Koran Holding’de yeni bir iş kolu kurmaya karar vermesi, yine aynı gün içinde iş görüşmesini bile tamamlayıp Kerem’i genel müdür olarak ataması gibi konular mantık çerçevesinin içinde kalırdı. Gerçi ekran başında keyifle iki saat (Dizi süreleri beni deli ediyor.) geçirebiliyorsam, hikaye akışında salt mantık aramamayı öğrendim. Zor oldu, ama başardım… Size de tavsiye ederim.

Tavsiyeme uyup çok fazla mantık aramadan bölüm geneline birlikte bir göz atalım mı?

Süreyya O ŞEY’e yani Metin’in kızına evini açtı. “Koskoca Koran’lar kısa zamanda çocuk bakıcısı bulamadılar mı da evin çocuk bakımından zerre anlamayan hizmetlilerine minnacık bebeği teslim ettiler?” sorusuna yanıt aramıyoruz tabii ki. Bu sahneden bize kalan, her ne kadar esip gürlese de Süreyya vicdanlı bir kadın, Metin’le bebeği kapı önüne atmadı.

Bedia Hanım, Ece ve Mert’i en son Oliva’da bırakmıştık. Bedia Hanım yukarıda, bizimkiler aşağıda. Bedia Hanım yine haddini aşan cümleler kurdu, şaşırdık mı? Hayır. Bu sözler üzerine Mert’in geri dönerek Ece’nin elini sımsıkı tutmasını ve Ece’yi o cehennemden çıkartmasını eminim ki sizler de benim kadar sevdiniz. Bu arada Mert’in babaannesine “Eğer konuşmak istiyorsan sen aşağıya geleceksin bizim yanımıza.” cümlesini kurmasının akabinde, ertesi sabah babaannesiyle aynı evde uyanmasına da mantık aramıyoruz.

Oliva’da yere saçılan 150bin TL’ye ne oldu? Merak etmiyoruz. Para konusu açılmışken Kerem Mert’ten çanta içindeki parayı kabul etmeden de hayallerinin peşinde koşmaya hazırdı. Şimdi neden ‘iş bulup çalışırım’ modeline dönüş yaptı? Sürekli aynı konuda dönüp dolaşmak istemiyorum (Önceki yazıları takip edenler hatırlar.) Garipçe projesi tutarsızlıklarla doluydu, ileri tarihe ertelenmesine çok sevindim. Ama Garipçe projesinde de mantık aramıyorduk, değil mi?

 

“Dostluk bitti, kardeşlik bitti.”

 

Bir dakika önce “İyi ki varsın.” dediğin kişiye “Dostluk bitti, kardeşlik bitti.” demek çok zor olmalı. “Umarım Mert Cansu’nun kimliğini önceden bildiğini söylemez.” diye içimden geçirdiğim doğru ama bu gerçek nasıl saklanabilir ki? Kerem açısından baktığımda Mert’in Cansu hakkındaki gerçeği ona öğrenir öğrenmez söylememesinden öte Cansu’nun ailesini fakir mahallelerde ararken, hatta onun için endişelenirken hiç ses çıkartmaması, hatta tepki vermemesi daha büyük acı. Bir de Cansu’yla konuşmasının detaylarını öğrense…

Begüm iyi bir abla mı oldu? Cansu’yu idare etmeler, yemek getirmeler, Ela ile vakit geçirmesine izin vermeler, onun için sevinmeler… Daha da ötesi, çocukluğunda iyi bir abla mıymış? Parolalı kapı tıklatmalar, okul hayatı için ipucular vermeler… Hisselerin Cansu’ya geçtiği bilgisini sindirdiğinde, ilk şoku atlattıktan sonra iyilik dolu ablacık modelinin kullanım süresinin dolup dolmayacağını birlikte izleyip göreceğiz.

Cansu Kerem’in bahçesine girdiğinde aklımdan ilk geçen “Lütfen, beyaz gül fidelerinin topraktan söküldüğünü görsün” oldu. Gerçekleşti. Kerem’in kıyımından sadece bir fide kurtulmuş. Küçük bir umut kırıntısına işaret mi dersiniz CanKer için? Cansu’nun fotoğrafın arkasına yazdığı mesaj çok anlamlıydı. “Gerçek kimliklerle yeni bir başlangıç.” Kırgınlıklar tamir edildiği noktada imkansız bir talep değildi, sizce?

Bedia Hanım’ın Özkan ailesini hiçbir şey yaşanmamış gibi sabah kahvesine buyur etmesine ne diyorsunuz? Yaşlanınca insanın huyu değişebiliyor, daha aksi olabiliyor… Yılmaz Bey’in konuşmasından anlaşılan gençliğinde de huysuzmuş hanımefendi(!). Onca yaşanandan sonra hala burnu Kaf dağında, pişmanlığını görmek istiyorum en kısa zamanda…

Ece’nin Koran konağı deneyimi yine güldürdü. Ece sahnelerini yüzümde kocaman bir gülümseme ile izliyorum. Diyaloglar Meriç Aral’ın mükemmel performansı ile şahlanıyor… Cansu’yu gördüğünde kucağındaki Ela’ya istinaden “Çoluğum çocuğum var deme vallahi düşüp bayılırım.” cümlesi tam yerinde oldu. Sonuçta kız haklı;  ‘uğurböceğim’ diyerek bağrına bastığı kız tam bir sır küpü çıkmadı mı? Ece’nin bu kadar çabuk yumuşamasını, yeniden canciğer kuzu sarması olmalarını beklemiyordum. Kız Sude’ye bile haddini bildirdi iki dakikada…

 

Sevenlerin arasına girilmez, günah…

 

Ercan yine formundaydı, izleyici yorumlarına selam çakarak önce Ece’nin zengin çıkmasını ardından da Mert’le Kerem’in kardeş olmasını sorguladı. İlkini Bedia Hanım’ın karşısında güçlenmesi için canı gönülden istiyorum, ikincisi ise bugüne kadar verilen bilgiler ışığında mantık sınırlarının epey dışında ama olur mu? Olur. Güler miyim? Kesinlikle evet. Kesin olan bir şey daha var ki; o da senin yüksek sosyete çıkma ihtimalinin olamadığı Ercan’cım. Üzgünüm.

Bedia Hanım Levent’e verdiği desteğin binde birini kendi torununa vermedi. Bu bölümde aşk acısından, pişmanlıktan kendini alkole vuran Levent’i de görmek nasipmiş. Ne kadar doğru bir saptamada bulundu, Süreyya’nın yalnız kalmaya değil Levent’e ihtiyacı var. Onun etkisi ile ılımlı Süreyya görmeye o kadar alışmıştık ki… LevSür geri dönsün…

Cansu’nun Ela’ya anlattığı masal bugüne kadar izlediğimizin bölümlerin güzel bir özeti oldu. Masalın sonu mu? Gökten şimdilik üç elma düşmedi, düşecek mi? Bekleyip göreceğiz.

Demek Can’ın vasiyeti açıklandı ve hisseleri Cansu’ya bıraktığı ortaya çıktı. Unutulan şu ki, seyahatinden önce hisse devir belgelerini avukatın eşliğinde imzaladığını izlemedik mi? Neden devir belgeleri yerine vasiyetname çatısı altında toparlandı ki bu konu? Koran’ların ne kadar enteresan aile olduğu aile içinde paylaşılması gereken bu konuları ilk defa yönetim kurulu toplantısı sırasında paylaşmalarından anlaşılıyor. ‘Aile’ olmaları yakın zamanda da mümkün görünmüyor.

Kerem’in Koran’ların içine sızması iş teklifi ile değil Sude’nin susma payı olarak Begüm’ün aracılığı olması ne güzel olurdu diye düşünmüştüm ki fragmana göre Kerem’in planlarının bir noktada Begüm’le kesişeceği anlaşıldı.

 

Ve yeni genel müdür, Kerem Özkan…

Kimse bana yer değiştirme oyunundan Kerem’in zevk almadığını söylemesin. Sude’yle mutfak ziyaretinde Oliva’nın geleceği için kararlar alırken patron olmaktan ne kadar mutluydu.  Fakat Koran’ların yeni projesine genel müdür olarak atanmasıyla kariyerinde kocaman bir zıplama oldu. Koran Holding’in Çalhan Holding’den kat be kat büyük olduğunu Mert’in Cansu’yla konuşmasından hatırlıyorsunuz değil mi?

 

 

Sizce Kerem’in Koran Holding’de işe başlamayı kabul etmesinin gerisindeki nedenler neler olabilir? Sude’nin ziyaretindeki kurduğu cümlelerinden ilk sinyalleri aldığımız üzere Kerem’in ilginç planları var.  Planın temeli ne olabilir? Cansu’dan intikam almak? Cansu’nun çevresinde olup ona yüz vermeyerek delirtmek? Hali hazırda birbirlerine pamuk ipliğiyle bağlı Koran ailesinin çökertmek? Firmayı zarara uğratmak? Ya da Koranlar sayesinde önce holdingde profesyonel yönetici olup ardından adım adım yüksek sosyete ’ye ulaşmak… Yoksa fragmanda dile getirdiği gibi sadece Garipçe hayalleri için para mı biriktirmek?

Yorumlarda buluşalım mı?

 

(*) Aslı ile Kerem hikayesinin sonunda Kerem yanarak kül olur.

 

 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid
PAYLAŞ
Facebooktwittergoogle_plusmailFacebooktwittergoogle_plusmail

İlgili diğer Yazılar