Yüksek Sosyete – Umut Etmekten Vazgeçme

Ece farklı dünyalarda yaşadıkları anlatırken için ne güzel bir yol seçti değil mi? Tahterevalli: İki ucuna birer kişi oturup karşılıklı olarak havada yükselip inerek eğlenmeyi sağlayan, ortasından bir yere dayalı tahta veya metal araç, çöğüncek.

Tahta hayatın ta kendisi ise, ucuna oturanlar da hayatın olanaklarından faydalanan bizler… Hayat bize havaya kaldırılmış bir ortam sağlarsa deniz derya elimizin altında, kuş bakışı bakıyoruz çevremize, aşağı indirmiş bir ortamda isek de toprak zeminden başka bir şey görmüyor gözümüz…

 
   
 

Yukarıdakiler yani Kerem’in tanımı ile ‘yüksek sosyete’ ve aşağıdakiler Bedia Hanım’ın tanımı ile ‘ikinci sınıf’… Ama değerlendirmesi unutulan çok önemli bir konu var: istenirse ayaklar birlikte zemine basar ve dengede duruverir tahterevalli. Oluşan değişimin getirdiği ne çok büyük kayıplar olur hayatta, ne de çok büyük kazançlar…

Hem EcMer hem de CanKer adına kendi dünyalarından vazgeçmektense birbirleri uğruna, bu dengeyi oluşturmak için çabalamalarını görmeyi diliyorum…

Bölüme bir göz atalım mı?

 

Cansu’nun “Ben seni seçemiyorum çok özür dilerim, bitti.”  demesi ile sonlanan bir önceki bölüm Kerem’in bu duruma haklı tepkisi ile başladı: “Seni seviyorum, ama bir daha gidersen gelmeyeceğim peşinden.” Çok haklı değil mi? Mecnun bile Leyla’sına kavuşmak için dağları delerken bu kadar yorulmadı.  Cansu’nun gelgitlerinin anlaşılabilir bir sebebi var, kabul ama Mert’in sözünü dinleyip Kerem’e seçim şansı tanımaması ne kadar doğru, tartışılır.

 

Bu ilişkinin bitmesinde olan bahçedeki güllere oldu. Evinin önünde Cansu’yu hatırlatan çiçekleri görmek istememesi anlaşılabilir, aman Yılmaz baba görmesin J Yine de onca kırgınlığına rağmen Kerem’in Cansu’nun ailesini Mert’e teslim etmesine ne diyeceksiniz? Kerem’in başına ne gelirse bu kadar ince düşünceli olmasından kaynaklanıyor.

Kerem Cansu ile ayrıldığı bilgisini ailesine de açıkladı. İyi de oldu. Malum anneyi tanıyoruz pek ısrarcı… Ama değinmeden geçemeyeceğim: Ayşen Hanım! Oğlun kalbinin derdinde sen ise rahmetli annenin kolyesinin.

Kerem’in telefonundaki ‘Canım’ – ki ben Cansu’m olmasını beklerdim,  tanışık olunan herhangi biri gibi salt adına dönüşüverdi: ‘Cansu’. Sürekli tekrarlıyorum ama : ‘bir adam isminizin sonuna içten bir şekilde iyelik eki ekleyip sesleniyorsa sana onun değerini bilin, kaybetmeyin’.

“Sana hayatta başarılar Cansu, çıkabilirsin.”

 

Cansu ‘bitti’ dediği adamın yanı başına çalışmaya nasıl devam edebilir ki, nasıl Ece Mert’ten ayrılır ayrılmaz yeni iş bulmak için arayışlara başladıysa Cansu’da istifasını vermek için Oliva’ya gitti. Ama bir ‘günaydın’ bile alamadı Kerem’den. Senaryo değil gerçek olsa hikâyeleri her ikisi için de 15 günlük ihbar süresini kullanılması, hala yüz yüze bakarak çalışmak zorunda kalmaları ne büyük ceza… (Neyse ki kanun buna çözüm bulmuş, taraflar 15 günlük çalışma ücretini ödeyerek bu süreyi kullanmayabilirler) Gerçi Cansu’nun sigortası yapılmamıştı ki- soyadı krizinden hatırlarsınız, hangi ihbar süresinden bahsediyoruz biz?

 

Cansu’nun durup durup soluğu Kerem’in odasında almasına ne diyorsunuz? Kerem’in yanıtı tam yerinde oldu:” Seninle konuşmak istemiyorum Cansu, eğer bana söyleyecek bir şeyin yoksa… Bitti.”

Abla, kardeş konuşmasını pek sevdim. Özelikle de Begüm’ün değişimi çok hoşuma gidiyor. Israrla söylüyorum Begüm’ün hikâyeye de bir koldan dâhil olmasını isterim. Gerçi ne kadar değişim rüzgârları desek de Koran Ailesi’nin bir üyesi olduğu ortaya çıktı. Bizim masalsı aşk olarak adlandırdığımız CanKer’e  ‘tek kişilik dev kadroda pembe dizi’ demesi ve karşı çıkması hatta Sude’yi dâhil ederek kendince çözüm bulması… Değişim rüzgârı derken erken davranmışım, rüzgâr falan yok henüz sadece hafif bir esinti var anlaşılan…

Esinti demekte haklıyım, bu ilişkiye destek verme ihtimalini öğrenmek için annesinin ağzını aradı, çabalamadı denilemez değil mi? Anlaşılan Süreyya Cansu’nun Kerem’e olan aşkını bilse, hatta sevdalarına saygı duysa bile desteklemeyecek. Hikayemize Sude’nin dahil olmasına aracı olduğuna göre Begüm’den de destek gelmedi…

 

Sude… Tatlı İntikam’ın Ceyda’sı Seren Deniz Yalçın hoş gelmiş ‘Yüksek Sosyete’ye, sefalar getirecek mi izleyip göreceğiz. Oyuncunun taze imajını pek sevdim, saç rengi daha çok yakışmış kopkoyu makyajdan vaz geçilmiş… Tüm bu imaj değişikliğine rağmen bir diziden bir diziye bir hafta gibi kısa sürede yine bir aşkın ortasına kara bela gibi çökecek karakter olarak transfer olması ne kadar doğru? İzleyici onu ayrıldığı dizide canlandırdığı karakter Ceyda olarak görmeye devam etmeyecek mi?

 

Sude’nin imajı 16’larından 25’lerine geldiğinde ilk bakışta, verilen birçok ipucu ya rağmen tanınmayacak kadar mı değişmiş? Böyle bir değişim içerisine girmişse, özellikle kendi ile daha barışıksa, iş kadını olarak başarılı ise, neden ilk aşkı Kerem ile yollarını daha önce kesiştirmeye çalışmamış? Okul hayatı boyunca kendisi ile dalga geçen Mert’in karşısına hiç mi çıkmak istememiş…

Kerem’in her ne kadar serzenişte bulunsa da içten içe süper kahramanlığı oynamayı sevdiğini iddia etmiştim bir yazıda. Sude’nin anlattığı okul anısı bunu desteklemiyor mu? Hani şu basketbol maçı anısı…

Sude ile Oliva iş birlikteliği ticari açıdan çok akıllıca… Ek olarak kara kedi rolündeki taze karakterin Oliva bazlı hikâyeye dâhil edilmesi çok akıllıca olmuş. Hedefine de hızla ilerliyor, ilk beş dakika Kerem’e ‘daha da yakışıklı olmuşsun’ iltifatı geldi bile… Üstelik Cansu’da kıskançlık da başladı; “İki günde de ellere yar etmem Kerem’i.”… Ece’nin benzetmesinin sevimliliği ile Filiz Akın modeli Cansu’nun Aliye Rona’ya dönüşümü çok hızlı oldu. Oliva’da işler kızışacak besbelli…

 

Süreyya ile Levent’in evin önündeki o güzel konuşmadan sonra ilk buluşmaları, vakfın şiddet mağduru kadınlar için yapacağı organizasyon toplantısı. Levent vakıf gecesini öyle güzel hayal etti ki, ben de gözümde canlandırabildim. Ya siz?  Peki Levent’in Süreyya’nın ruh haline göre içecek tercihini bilmesine ne demeli? Gerçek hayatta Levent gibi adamlar var mı acaba? Varsa nerde saklanıyorlar bilen varsa söyleyebilir mi sevabına? Süreyya’nın tüm zor anlarında destek olmak istemesi ne ince bir davranıştır. Levent Süreyya’nın ‘iyiki’leri arasında yerleşti artık, yeri asla doldurulamaz.

 

Metin’in romantik gönül alma çabalarına ne diyorsunuz? Gül iliştirilmiş kahve servisleri, çiçeğini çikolatasını alıp kız isteme teması ile derneği ziyaret etmesi… Başarılı olabilme ihtimali yok, ne kadar da sabredeceğini, kararlı olduğunu anlatsa bile gerçek olsan yıkılan duvarı yeniden örmek için harç olmadığı. Süreyya’nın “Metin’in asla yanıma yaklaşmasına izin vermeyeceğim.” sözüne sonuna kadar inanıyorum. Ah Levent’te inanabilse… Metin’in aşağılamalarına sakin tavırlarla yanıt verse de Süreyya’ya onun için ne ifade ettiğini adlandırmasında aynı sakinliği gösteremedi, bu talep çok erken kanımca. İnanıyorum ki henüz ‘sevgilimsin’ diyemeyen Süreyya, yakın zamanda ‘sevdiğimsin’ diyecek, keşke bunu ilk olarak Levent’in arabasının arkasından bakarken sessizce dile getirseydi.

Mert Çalhan’ın gönül verdiği kız kim?

 Bedia Hanım yine dedektiflik yapmak üzere Oliva’ya baskına geldi. Bilgi kaynağı da geçmiş ziyaretlerine istinaden, bizim Ece…  Soru da gökten küt diye indi: “Mert Çalhan’ın gönül verdiği kız kim?”. Torunun bir tezgâhtara âşık olduğunu öğrenince ‘alt sınıf’ olarak aşağılaması, elma-portakal karşılaştırması ile sınıf farklılıklarından bahis açması, maddi gücü yüksek olmayan insanlar için ucuz, basit oyuncak benzetmesi yapması hiç yakıştı mı? Mert’in kahvaltıda sorduğu soruyu ben de yineliyorum: “Bedia Hanım, sen ne ara bu kadar kalpsiz oldun?” Yorumlarda bir izleyici önermişti kesinlikle destekliyorum; yazım ekibi dikkatine, Bedia Hanım’a ilgisinin odak noktasını Mert’ten uzaklaştıracak bir olay, mesela ‘bir İstanbul beyefendisiyle tanışma’ yazsanız?

Mert uğurlu gömleğini giymiş, kurula hazırlanmış… Uğurlu gömleğini de giymiş olsa bile Ece’nin son bir dokunuşuyla oluşan yol haritası ışığında kurul sunumunun başarıyla üstesinden gelmesi çok sevindirici oldu… Ardından gelsin konfetiler… Tek kişilik hazırlanan rövanş jesti pek acıydı doğrusu…

 

Mert kurul sunumunu başarı ile geçince, Kerem’in özgürlüğü de garantilendi tabii. Teras sahnesi arkadaşlıklarını izlediğimiz güzel bir sahne oldu. Misketler güzel bir detaydı ama peki para dolu çanta? Mert’in Kerem’e nakit para dolu çanta vermesi sizde de rüşvet hissi yarattı mı? Mert’ten daha incelikli bir hareket beklerdim, Garipçe’nin tapusu mesela, ek olarak belki hayalindeki ev için mimari anlaşma… Kaza sonunda anlaşma sonra ererken Kerem’in hedeflerinin ancak küçük bir bölümünü karşılayabilecek 300 bin TL’lik bir bedel belirlemişti Mert; zam yapmış sanki, çantadaki banknotlar çok daha fazla görünüyordu.  Kerem’in çantayı almayı kabul ederek an itibarı ile özgüveni tavan yapmış Mert’i üzmemesini çok yerinde oldu.

 

Aklıma gelmişken; Mert kurulda başarılı oldu ya, yeni görevi için holdinge geçse de Kerem’de çalışmaktan mutluluk duyduğu geleceği için planlar yaptığı Oliva’yı yönetmeye devam etse…

Söz Oliva’ya gelmişken Ercan’a dair de birkaç lafım var elbet. Ama önce bir soru sevgili okuyucu. Ercan’ın yanaklarını mıncırmak ya da her fesleğen gördüğümde yaptığım hareketi saçlarında denemek isteyen bir ben miyim? (Mıncırmak diye bir fiil var mı dilimizde, uydurmuşsam da ne demek istediğimi anlayabildiniz değil mi?)  Sahnelerin artması çok sevindirici. Her diyaloğu bir ölçüde güldürüyor; duruma göre ya gülümsetiyor ya kahkahaya sebep oluyor… Yazının daha uzanamaması için ‘besf of Ercan’ a bu yazıda yer vermeyeceğim ama en azından karakteri canlandıran Yasin Çam’ın ismini geçireyim paragrafta, keyifle izliyoruz Ercan performansını…

 

Ah o sokak lambasının dili olsa…

 

Kimlerin ‘anı durdurmak için dünyaları veririm’ dediği anıları oldu? Ya da Ece gibi “Keşke zaman orada dursaydı, ne öncesi ne sonrası.” dediği… Benim sayamayacağım kadar çok galiba. Ece ile Mert’in her şeyin başladığı noktada buluşmaları ne güzeldi, sessizce, konuşmadan, sadece oturarak…

Neee… Ece’nin annesi intihar mı etmiş? Hiç zannetmiyorum. ‘Anne’ öğesi senaryoya bu kadar detaylı girip bu kadar hızlı çıkamaz, çıkmamalı! Belki de, ‘anne’nin bağdaştırıcı olduğuna o kadar inanmıştım ki, kabullenemiyorum.

Ve son sahne; bitti demek kolay değil Cansu, hele ki sevgi sözcüklerine karşılık vermeden. Bu nedenle Cansu’dan aşk itirafı geldi Kerem duyamasa bile… Sude Kerem’in telefonunu açmaya başladığına göre oyunlar başlıyor, durum kızışacak herhalde…

Ne demiş ünlü düşünür Ece Sert:

“Geçmiş kayıplarla doludur, doğru. Ama gelecek dediğin şey kayıpla değil umutla doludur, umut etmekten asla vazgeçmeyeceksin.”

Bizler de izleyici olarak EcMer, CanKer ve LevSür için mutlu son umudundan vazgeçmeyelim, tamam mı?

Madem yazı tamamlanana kadar ilk fragman da yayınlandı, Biraz da onun üzerine konuşalım mı?

Ece Kerem’in sözünü dinleyip aşkına sahip çıkıyor, o zaman dans… Bedia Cadısı demek dedektif tuttu, geç bile kalmıştı. Peki ya Kerem’e “Size yıllardır baktım.” demesine ne demeli? Üstüne Garipçe hayalini gerçekleştirmesi için hediye edilen paradan bahsetmesi? Kendisine ‘cadı’ demek yeterli olmayacak sanırım, ne desek? Sude Cansu’nun kimliğini öğrendi, geriye kaldı bir Kerem bir de Ece… Tez zamanda inşallah… Cansu Ayşen Hanım’ı ziyarete mi gidiyor, bakmayın öyle yumuşak yumuşak nasihat verdiğinde günün sonunda kolyesini geri istemese bari… Metin’in öğrendiği Cansu’nun âşık olduğu değil, Oliva’da satış danışmanı olarak çalıştığı olmalı, buna bu kadar sinirlendiyse damat adayının Kerem olduğunu öğrendiğinde ne yapar acaba? Levent’e “Seçimini yap, ya ben ya Metin.” Cümlesini hiç yakıştıramadım, Süreyya Metin ile ilişkisinin bittiğini hep dile getirdi, hem hissettirdi, o zaman bu baskı niye?

Cansu annesinden sonra babası ile de arasını iyileştiriyor, babası kanatlarının altına alıyor kızını şirkette. Bir önceki bölümde hissede vermişti. Aklıma gelmişken Can hisselerini kime devretti?

 

 

yazıyı emoji ile değerlendirmek ister misin?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid
PAYLAŞ
Facebooktwittergoogle_plusmailFacebooktwittergoogle_plusmail

İlgili diğer Yazılar